Hint masalındaki korkak fareyi muhtemelen duymuşsunuzdur. Duymamış olanlara hatırlatalım; faremiz sürekli bir kedi korkusu ile yaşamakta ve böyle yaşamaya alışmış durumdadır.

 

Onun bu haline üzülen büyücü fareyi bir kediye dönüştürerek mutlu olacağını düşünür. Ama fare kediye dönüşünce mutlu olmak yerine şimdi de köpek korkusuyla yaşamaya başlar. Büyücü kökten çözüm için onu bir kaplana dönüştürüp sevindirmeyi ister. Fakat bizim fare yine kendine bir korku bulmuştur ve artık avcıdan korkuyordur.

 

Farenin korkusunu bastırmanın bir yolu olmadığını anlayan büyücü onu eski haline, yine bir fareye dönüştürür ve şöyle der:

 

“Sende cesaret yok, sadece minik ve korkak bir fare yüreği var; o yüzden ne yaparsam yapayım sana yardım etmem mümkün değil…”

 

Başarılı ve kazandıran bir blog sahibi olmak, aranan bir metin yazarı olmak, web sitenize para kazandıran içerikler sağlamak, kendinizi, ürün / hizmetlerinizi başarıyla pazarlamak… Tüm bunların önünde aşılması kolay ve tek bir engel olduğunu bilseydiniz ne yapardınız?

 

Bugün sizinle bu yazının başlığındaki unvanı kazanmak için ne yaptığımı ve neleri başarmam gerektiğini paylaşacağım. Ve size blog dünyasında yaptığım işten en çok keyif almamı sağlayan, severek çalışmamı ve kısa sürede verimli olmamı sağlayan basit sırrımı açıklayacağım.

 

Ve daha keyiflisi de online veya gerçek hayatta herhangi bir işte karşılaşılan ilk engelleri açıklayacak ve zorlukları aşmak konusunda yapabileceklerinizden bahsedeceğim.

Ben Nasıl Sitenize Para Kazandıran Adam Oldum?

 

Önce bir itiraf:

 

Ben en iyi blogger değilim, en iyi pazarlamacı da değilim, bu işi üniversitede okumadım; ama zaten ‘en iyi olmak’ gibi bir iddiam ve kaygım da yok. Evet yaptığım işte her zaman iddialıyımdır ama kendi adıma ben sadece hep daha iyi olmaya çalışıyorum. Kendimi geliştirmeye ve hepsinden önemlisi öğrendiklerimi uygulamaya ve onlardan faydalanmaya çalışıyorum. Tek amacım bu, hep bunu hedefliyorum.

 

Üstelik bunu yaparken bir yandan da uygulamalarımdan aldığım dersleri insanlarla paylaşıyorum.

 

Evet, işte benim en önemli sırrım: Paylaşmak!

 

Öğrendiklerimi, aldığım dersleri, kazanımlarımı okurlarımla ve izleyici kitlemle paylaşarak bilgiyi aktarıyorum.

 

Bunu da iyi niyetle yapıyorum. Bununla bir hava atmak ya da getirim (rant) elde etmek peşinde koşturmuyorum.

 

Gelir olarak yalnızca danışmanlık hizmetim var ve bu da çok yüksek bir gelir değil. (Şimdiye kadar en çok gelirlerimi metin yazarlığından kazandım ama bundan sonra danışmanlıktan da kazanacağım inşallah.)

Zorlukları Aşmak’tan Önce Zihinsel Duvarı Aşmak

 

Başarılı bir blog yazarı, ardından da bir freelance metin yazarı olabilme yolunda ne yaptım?

 

Önce kendi zihinsel duvarımı aştım. Sonra hızla yükselmeye ve popülerleşmeye başladım. Ünlü isimlerle söyleşiler yapmaya (bkz. Başak Taşpınar Değim, Şermin Yılmaz), çok paylaşılan makaleler yazmaya başladım. Derken bakın ne oldu.

 

Blog macerama başladığımdan beri ne kadar fazla ilginç insanlarla karşılaşıyorum bir bilseniz.

 

Bloguma sadece hediye e-kitapların içeriklerini almak için abone olanlar, bakalım ne yazmış diyerek bugün abone olup e-kitapları edindikten sonra ertesi gün listemden çıkanlar, kendisini yaptığı işin “eksperi” olarak gören ve beni aşağılayanlar, yardım istediğimde beni ‘tehlikeli’ bulup yardım etmeyenler…

 

Bunlar hep oluyor. Ne kadar enteresan şeyler gördüğüme şaşırırsınız.

 

“Reklam ve pazarlama gündemini belirlediğini” iddia eden bazı “büyük” girişimcilik ve pazarlama sitelerinin kurucu ve yöneticileriyle mesajlaşmalarımda, dünyanın en popüler online pazarlama uzmanlarından bazılarını örnek göstererek sorduğum sorulara karşılık bana “O kişileri tanımıyorum” diyerek cevap verdiler örneğin.

 

Düşünün; gerçekten tanımıyorlar ise böyle insanların siteleri benim için büyük değil, bigudik migudik, pardon abidik gubidik sitelerdir. Tanıyorlar ise daha vahim olarak “yalancı” insanların siteleridir. Ne berbat, değil mi? ;)

 

Bir başka zavallı insan da, sormadığım halde “mesajlaştığın diğer isimlerle benim aram çok iyi” falan diye bir açıklamadan sonra, o kişilerle blogumda söyleşi yayınlama teklifini hiç yapmamış olduğumu iddia etti, neye dayanarak iddia edebiliyorsa artık… Ben de gülümsedim ama içinde kalmasın diye kendisine, bu şahıslara gönderdiğim maillerin listesini postaladım…

 

Falan filan… demem o ki arkadaşlar, siz bir yola çıkmışsanız, ve o yolda ilerlemeye baş koymuşsanız, elbet önünüze engeller çıkacaktır. Engelliler de çıkacaktır! :) Kolay olmayacak. Hele hele hızlı yükselmeye kararlıysanız, bir de gerçekten dikkat çekmeye başlarsanız, bir anda ortaya çıkan engellerle karşılaşırsınız.

 

2 türlü zorlayıcı oluşacaktır karşınızda:

 

1. “Loser” (Kaybeden, ezik vs) Tayfa – Bunlar sizin hedefinize hiçbir zaman ulaşamayacak, ulaşmayı akıl dahi edemeyecek olan, ama sizi oralarda görme fikrine de tahammül edemeyecek olan ‘altınızdakilerdir’. Yapamazsın derler, saçmalama derler, ne gerek var bunlara, bırak bu işleri, git sigortalı bi işte çalış falan derler :) Çekiştirirler de çekiştirirler, sizi kendi seviyelerinde tutmaya çalışırlar. Kendi küçük dünyalarında yaşamanızı isterler. Hayallerinizin olmasını istemez, hayallerinizi anlayamaz, doğal olarak da küçümserler.

 

2. Yarı-Popüler Kasıntılar – İkincisi de piyasada belli bir yer kapmış, isim yapmış, ama çok da yükselememiş, haliyle sizin varlığınızdan rahatsız olacak tiplemelerdir. Bu insanların kariyeri egosunun boyunu aşamamış olduğundan bunlar da sizin yükselmenizi istemezler. Twitter vb hesaplarından ahkâm kesen, insanlarla sözde güncel bilgiler paylaşıp egosunu tatmin eden yorumlar yazan böyle kişileri Türkiye’de çok görürsünüz.

 

Hangi işi yapıyor olursanız olun; neyi hedefliyor olursanız olun, hayalleriniz neyle ilgili olursa olsun, zorluklar, engeller ve daha kötüsü engelleyenler hep olacaktır. Ama inanın bu önemli değil. Bunların hepsini kolayca aşabilirsiniz.

 

Asıl zorluk bunlar değil. Asıl zorluk ne biliyor musunuz?

 

Sizsiniz!

 

Evet, asıl zorluk sizin içinizde. Gerçek engel zihninizde oluşturduğunuz duvardır. Aşmanız gereken tek gerçek ve zorlayıcı engel zihinsel duvarınızdır.

 

Zihinsel duvarımı aşıp da “ben bu işi başaracağım” dedikten sonra karşıma yukarıda bahsettiğim türden insanlar çıkmıştı ama artık ben olgunlaşmıştım. İşin sırrını çözmüştüm. Bu insanlar artık bana “boş iş” dese ne yazar, bana “hayır” dese ne yazar, yardım etmese ne yazar…

 

Benim meselem başkaydı.

 

Böyleleri biter mi? Hayır. Bitti mi? Elbette hayır. Şimdi de bazen bana hakaret eden, yaptığım işi insanları kandırmak, hayal pazarlamak olarak niteleyen mesajlar alıyorum. Bazı makalelerimin altındaki yorumlarda da rastlıyorsunuzdur bunlara.. (Neden bunlara cevap vermiyorsun diye sitem eden takipçilerim oluyor, yakında bununla ilgili birşeyler paylaşmayı umuyorum)

 

Ama unutmayın ki, küçük insanlar insanlarla uğraşır, büyük insanlar ise hayaller ve hedeflerle uğraşır. Tweetleyin

 

Yani diyeceğim şudur ki arkadaşlar; korkmayın! Kafanızdaki engelleri aşın. “Yapamazsın” diyenleri boş verin, “olmaz” diyenleri bırakın arkanızda…

 

Kendi kendinize de “yapamam” demeyin; kendinize inanın. O zaman geriye halledilmesi gereken tek şey kalıyor:

 

Harekete geçmek – yapılması gerekenleri öğrenmek ve uygulamak… Hepsi bu.

 

O zaman zorluklar birer eğlenceye dönüşüyor. “Olmaz, yapamazsın” diyenlere gülüyorsun; yardım etmeyenleri hızla es geçip yeni yardım merkezleri buluyorsun, kaynaklar ediniyorsun, yetmiyor daha ediniyorsun. İşte olay bu. Dizginlerini çözüyorsun artık. Yani engellerle değil, çözümle ilgileniyor, sonuca odaklanıyorsun. Kendini adadığın o sonuca, kendi başarına…

 

Doğru motivasyon araçlarını kullandıkça ve doğru kaynaklara yöneldikçe işinin nasıl kolaylaştığını fark ediyorsun.

 

Yüzlerce, binlerce kaynak var. Yahya Karaoğulları bunlardan sadece biri.

 

Araştırın görün. İngilizce bilenler için derya gibi hazine var. Bilmeyenler için de ben buradayım; istediğiniz kadar sorabilirsiniz. İnanın ben bunun için buradayım. İyilik perisi değilim. Sadece bundan keyif alıyorum ve benim büyümemi de bu sağlıyor zaten.

 

Sonuçta size yardım ederek işimi yapıyorum ve bunu yapmaktan da zevk alıyorum. Yani mantık düz, öyle değil mi?

 

Haliyle her geçen gün daha çok ve daha istekli insanlar bana geliyor. Beni buluyorlar. Ve çevrelerine de beni tavsiye ediyorlar.

 

İşte sizin için de işleriniz böyle olacak. Emin olabilirsiniz. Bundan daha verimli bir iş ve çalışma şekli olabilir mi? O zaman bizim önümüzde hangi engeller durabilir ki?

 

İş mi kuracaksınız, işinizi mi geliştireceksiniz blog üzerinden para mı kazanacaksınız, mevcut işletmenizi blog yoluyla yüzbinlere mi duyuracaksınız? Yapın. Durmayın… adım atın ve gerisini boş verin.

 

O zaman dünya da sizinle birlikte hareket ediyor, göreceksiniz. Bir tane “hayır” diyenin arkasından 10 tane “evet” geliyor. Bir güçlüğü aşınca peşini 3 kolaylık takip ediyor. İnsan kendi şansını kendi oluşturur çünkü aslında şans diye bir şey yoktur. Hedefinizin peşinden koşarsanız, kovaladığınız şeye sonunda ulaşırsınız.

 

Ama çalışacak ve çabalayacaksınız. Çalışmadan olmaz. Çünkü harika bir söz vardır, belki duymuşsunuzdur:

 

Bedava peynir sadece fare kapanında bulunur!..

Bunlar da tam okumalık

2 yorum var

  • said 08/05/2015  

    Google’dan buldum sitenizi ve çok beğendim. Bi yazıdan diğerine geçiyorum, okutturuyorsunuz :) yazılarınızın devamını dilerim.. :) selamlar.

    • Yahya 09/05/2015  

      Teşekkür ederim Said Bey, beğenmenize sevindim.