Kendi Sesinizi Bulmak ve Onu Sahiplenmek

benzersiz olmak ve kendini keşfetmekBlog yazmaya ilk başladığım zamanlarda kendi kişiliğimi tam olarak bloguma yansıtma konusunda kararsız ve biraz da çekingen kalmıştım. Çünkü normal hayatta her zaman özgüveni yüksek ve yaptığı işlerde iddialı olmayı seven bir tarzım vardı. Ve insanlara fazla ukala ya da itici görünmekten veya öyle algılanmaktan korkuyordum.

 

Dolayısıyla kişiliğimi adeta bir kutuya kapattım ve rafa kaldırdım. Kendime şöyle diyordum, “Gerçek karakterimi buraya yansıtmasam daha iyi olur. Bu insanları kaçırabilir ve ben bunu istemiyorum. Çünkü ben herkese hitap etmek ve yardımcı olmak istiyorum!”

 

Bu hisler size tanıdık geliyor mu?

 

Kendi sesinizi bulmak ve onu sahiplenmek zordur. Özellikle de ilk başladığınız zamanlarda. Bunu biliyorum çünkü ben de aynı yerdeydim.

 

Fakat…

 

Zaman içinde fark ettim ki… Ben her nasıl olursam olayım benden nefret edenler de vardı, beni ve tarzımı çok sevenler de.

 

Şimdi bunu size neden anlatıyorum?

 

Bir bloga başlayacağınız, bir iş kuracağınız ya da bir işi GELİŞTİRECEĞİNİZ zaman çevrenizdeki insanlara uyum sağlamak isteyeceksiniz.

 

Adeta içgüdüsel olan ‘diğer insanlar tarafından yargılanma korkunuz’ yüzünden etraftaki herkesle uyum içinde olmak isteyeceksiniz. Ve evet – içinizde sarsılmaz bir güven dahi olsa – bu korku hep vardır. Benim için de vardı.

 

Fakat bunu yapmayın. Bu korkuya izin vermeyin. Kendiniz olun, farklı olan yönlerinizi öne çıkarın.

 

Farklı Olmak ve Öne Çıkmak

 

Tekdüze olan unutulmaya mahkumdur. Öne çıkan ise hatırlanır.

 

Ve aşırı kalabalıklaşmış olan online dünyada rekabet ediyorsanız hatırlanmak hayati önem taşır.

 

Çevrenize bir bakın ve en başarılı kişilikler ile şirketleri gözlemleyin.

 

Bazıları yaptıkları işte dünyanın en iyisidirler. Ama diğerleri ise doğuştan gelmişçesine bir özelliğe, farklı olma ve hatırlanma yeteneğine sahiptirler.

 

Steve Jobs, Richard Branson, Lary Page, Will Smith.. Kenan Sofuoğlu, Arda Turan, Orhan Gürbüz…

 

Özdeşleştirdiğiniz kişilik kim olursa olsun, biliyorsunuz ki onlarla ilgili bir şey var, onları “benzersiz bir şekilde kendileri yapan” bir şey… Buradan şunu çıkarın, sizin de sizi benzersiz bir şekilde siz yapan bir özelliğiniz var… ve bunu insanlara göstereceğiniz şey işinizdir.

 

Kendi sesinizi keşfetmeniz… ve onu sahiplenmeniz gerekiyor.

 

Peki kendi sesinizi keşfetmekte zorlanıyorsanız ne olacak?

 

Ben size bu konuda Sally Hogshead’ın “How The World Sees You (Dünya Sizi Nasıl Görüyor)” adlı yeni kitabına bir göz atmanızı kesinlikle tavsiye ederdim. İngilizce bilenler için güzel bir kaynak ve size şu anda bu yazıyı yazmamın sebebi olan kitaptır.

 

Hepimiz dünyanın bizi nasıl gördüğü hakkında bir kaygı taşırız… ve kendimizi “uyumlu” hale getiririz. Ya da bayan Sally’nin dediği gibi “sıkıcı olmayı öğreniriz”.

 

Her ne kadar sıkıcı olmak bizim olmayı istediğimiz ya da olmaya çalıştığımız bir hal değilse de, yaşımız ilerledikçe olmayı öğrendiğimiz bir hal.

 

Bu konuyu nihayetinde size bırakıyorum:

 

Kendi sesinizi bulmak ve onu sahiplenmek durumundasınız. Muhtemelen yapmanız gerekeni biliyorsunuz. Muhtemelen bir şey yazdınız ve şöyle düşündünüz: “Of ya, hayır, ben bunu bu şekilde söyleyemem…”

 

Eh, belki de söylememelisiniz… ya da belki söylemelisiniz. Her ne olursa olsun, bir yazar – en azından kendi blogunuzun yazarı, ya da kendi markanızın sesi olarak, kendi sesiniz keşfedin.. ve bu tarzı koruyun. Önemli olan zorlama değil, doğal olmak.. ve bu “halinizi” sevmek. O zaman online dünyadaki en büyük sıkıntı ve tehlike olan “yapmacıklıktan” uzak olacaksınız ve insanlar da sizin sesinizi sevecekler.

 

Bugünlük bu kadar.

 

Size bir soru ile veda etmek istiyorum:

 

Siz de kendi sesinizi keşfetmek ve onu sahiplenmek ile ilgili zorluklar yaşadınız mı? Kişisel tecrübelerinizi duymak isterim.

You may also like