Güzel Bir Vücut ve Başarı İçin Ağırlık Kaldırmak

ağırlık kaldırmak

“Herkes vücut geliştirmek ister, ama kimse ağırlık kaldırmak istemez.” – Ronnie Coleman

Bu sözü seviyorum. Bu insanların başarmak istediği her türlü zor hedef için geçerli bir söz. Vücut geliştirmek, kilo vermek, dil öğrenmek, sanatçı / yazar / müzisyen olmak, hayatınızı değiştirmek, bir iş kurmak, zengin olmak…

Herkes bir şey istiyor, ama hiç kimse ağırlık kaldırmak istemiyor.

Bu bir ‘zor aşk’ yazısı olacak. Bir dakikalığına size bir okurumun sözlerini aktaracağım, ardından da konunun can alıcı noktasına değineceğiz elbette. O yüzden bana katılın lütfen.

Bir okurum şöyle yazmış:

“Kendi email listemi oluşturmaya başladım ve birkaç blog yazısı yazdım, bir de henüz yayınlanmamış bir ekitap üzerinde de çalışıyorum. Ama hiçbir yere varamıyormuşum gibi geliyor. Hiçbir ziyaretçim ve takipçim yok. Yazılarımı Faceboo ve Twitter’da da paylaşıyorum ama hiçbir reaksiyon almıyorum gibi gözüküyor.”

Gerçekten mi? “Birkaç blog yazısı” yazdığını ve henüz yayınlanmamış bir ekitap üzerinde çalıştığını söylemişsin, ve henüz hiçbir yere varamamış olman seni şaşırtıyor öyle mi???

Önce birkaç yüz tane blog yazısı dene, sonra bir yere varıp varamadığını gör.

Cidden, insanların yazdıklarınıza ilgi duymalarını sağlamak çok ÇALIŞMAYI ve yazmayı gerektirir. Bunu kazanmak zorundasınız.

Milyonlarca blog var. İnsanlar neden sizinkini ciddiye alsınlar, özellikle de siz yarım yamalak bir çaba gösterirken?

Dünya yarım yamalak bloglarla ve iş fikirleriyle doludur. Ayakta kalmak, diğerlerinden ayrılmak ve kendini adamış bir izleyici kitlesi kazanmak özel bir şeyler gerektirir.

Sadece bu okurumun sözlerini dikkate alarak konuşmuyorum. Gerçekten, buna benzer yakınışları içeren bir sürü eposta alıyorum ve bu oldukça yaygın bir zihniyet. İnsanlar tüm sonuçları neredeyse hiçbir çaba göstermeden elde etmek istiyorlar.

Sıklıkla böylesine bizi seven yüzlerce kişilik bir okur kitlesini nasıl elde ettiğimiz soruluyor.

Ebette stratejiler, taktikler ve biraz da şansımız vardı.

Fakat işte bizim başarımızdaki en önemli faktör: her hafta ve her hafta arka arkaya göründük (yazmaya devam ettik), aylar boyunca.. hiç kimse bizi dinlemiyorken bile. Sitemizin neredeyse hiç tıklanmadığı günler bile oldu ama biz onlarca blog yazısı yazdık… yazmaya DEVAM ettik. Ve okur kitlesi azar azar büyüdü.

Elbette isteveyap.com ilk tecrübemiz değildi, daha önce –şu anda hiçbiri var olmayan- amatör blog ve web sitesi maceralarını da acı ve tatlı deneyimlerle yaşadık; alilemor.blogspot.com, keyfet.net, karaogullari.net gibi.

“Herşeyi (yapa)bilirim” gibi korkunç türden bir hastalıktan ben de muzdariptim. Akıllı / zeki olmak en önemli şeymiş gibi düşündüğün bir nokta bu. Hak ettiğini düşünüyorsun çünkü herşeyi bildiğine inanıyorsun. Zekanın ve bilginin seni tek başına başarılı yapacağını hissediyorsun.

Fakat başarı salt bilgiyle gelmiyor. Uygulanmış bilgiyle geliyor. Bilgi ve fikirler sadece eylemin çarpanlarıdır.

Çok çalışmanın önemini kağıt üstünde hepimiz biliriz. Ancak kendi hayatımda gerçekten sıkı çalışmanın değerini son birkaç yıla kadar öğrenmemiştim ve o zamanki halim de yetersiz çalışmamı açıkça yansıtıyordu. İstediğim hayatı elde etmemiştim çünkü hep zekâma güvenerek yeterli çabayı göstermekten kaçınmıştım. Ta ki çabanın kesinlikle gerekli olduğunu anlayana dek..

Yeterince çalışmamanın çeşitli nedenleri vardır. Genellikle tembellik bunlardan biridir. Fakat bu ‘bilgi eşittir başarı’ sendromu bir hayli zayıflatıcıdır.

Ve eğer şu okur mektubunu biraz daha derinden incelersek, insanların neden yeterince çalışmadığına ilişkin önemli bir sebep daha gözümüze çarpacaktır:

“Yazmayı seviyorum, ama dürüst olmak gerekirse bazen üzgün hissediyorum çünkü onları kimse okumuyor; bu benim motivasyonumu yitirmeme sebep oluyor ve neyi yanlış yaptığımı veya yeterince iyi yapmadığımı merak ediyorum.”

Başarılı bir yazar olmak

Söyleyeyim; yanlış olan motivasyonunu ve moralini yitirmek, ve yazmaya devam etmemek. Bu çoğumuzun dikkat etmediği bir nokta. Ama herkesin başladığı nokta da burası. Başarılı olan bloglara ve web sitelerine baktığınızda göreceksiniz ki kimse okumamış olsa bile yıllarca yazmışlar ve hala yazıyorlar. Siz de kendi sesinizi buluncaya kadar yazmaya devam edin. Bir izleyici kitlesi oluşturacak türden şeyleri nasıl yazacağınızı buluncaya kadar yazmaya devam edin.

Zor olan gerçek şu ki, kendinizi ve bloğunuzu/işinizi diğer insanlara karşı değerli kılmayı öğrenmek için -afedersiniz ama- kıçınızı kaldırmalı ve sıkı çalışmalısınız.

Eğer kimse ilgilenmiyorsa, daha çok deneyin. Faklı bir şey deneyin. Bir kez herhangi birilerinin ilgisini çekecek kadar faydalı bir şeyi yaptığınızda anlayacaksınız, çünkü ondan sonra kelimelerin ağzınızdan dökülmesi için o kadar sıkı çalışmak zorunda kalmayacaksınız.

Eğer bir yere varıyormuş gibi hissetmiyorsanız, durun, bir adım geri atın ve konuya yeniden bakın. Muhtemelen bakış açınızı değiştirmeniz, ağırlık kaldırmayı öğrenmeniz gerekiyordur. Şunu unutmayın: Sonuçlara değil, yaptığınız işin kendisine odaklanmalısınız. Sizin için faydalı olan bu! Bilmem anlatabildim mi? ;)

Ve işte can alıcı nokta: Siz ağırlık kaldırmayı sevin; sonuçlar size gelecektir.
Fakat sonuçların ne zaman geleceğini siz kontrol edemezsiniz. Bu herkes için farklıdır, o yüzden birkaç kez ‘gym’e gittikten sonra hemen sonuçlara bakmaya çalışmayın.

Bir dahaki sefere hiçbir ilerleme kaydedemediğinizi düşünmeye başladığınızda, ya da yeterince ciddiye alınmadığınızı hissettiğinizde, ne kadar ağırlık kaldırdığınıza bakın. Terliyor musunuz? Günün sonunda tükenmiş gibi misiniz? Her hafta biraz daha fazla ağırlık ekliyor musunuz?

Kimse sizi dinlemiyormuş gibi göründüğü zamanlarda, siz ilerlemenizi bunlarla ölçeceksiniz: Çalışmanızın yoğunluğu, zorladığınız sınırlar, ders aldığınız deneyimler.

 

Bunlar da tam okumalık